11 Mart 2011 Cuma

Taraf Gazetesi

İnsan hakları ihlalleri sadece ateşin düştüğü yeri yakmasın



Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın 20. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen ‘Ateşin Düştüğü Yer’ sergisi çok sayıda sanatseverin katılımıyla açıldı.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın 20. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen ‘Ateşin Düştüğü Yer’ sergisi çok sayıda sanatseverin katılımıyla açıldı. Devlet eliyle insan hakları ihlalleri temasını işleyen sergi, 22 nisana kadar ziyaret edilebilecek.
İnsan hakları ihlalleri konusunda toplumsal belleği canlı tutmayı ve hakikatle yüzleşme sürecine katkıda bulunmayı amaçlayan sergi, ‘Sürmekte Olan Toplumsal Travmayla Baş Etme Projesi’ kapsamında Tophane Depo’da geniş katılımlı bir etkinlikler dizisinin ilk adımı olarak açıldı.

http://www.taraf.com.tr/haber/insan-haklari-ihlalleri-sadece-atesin-dustugu.htm

8 Mart 2011 Salı

''Ateşin Düştüğü Yer'' 2011 Depo-İstanbul



''Ateşin Düştüğü Yer''

10 Mart-22 Nisan 2011 Depo

Tophane-İstanbu

Açılış: 9 Mart 2011 - Saat 18.30

www.depoistanbul.net

www.tihv.org.tr


Sergi Katılımcıları:
A77 Kolektifi, 19 Ocak Kolektifi, Abdo, Ahmet Öğüt, Ali Bozan, anti-pop, Antonio Cosentino, Armağan Pekkaya, Arzu Aydın Deveci, Arzu Başaran, Aşkın Adan, Atıl Kunst, Aylin Kuryel, Azra Deniz Okyay, Banu Cennetoğlu, Barış Doğrusöz, Barış Eviz, BEKS, Berat Işık, Borga Kantürk, Buket Özsoy Güreli, Burak Arıkan, Burak Delier, Burak Karacan, Çağrı Saray, CANAN, Cemil Cahit Yavuz, Cengiz Tekin, Deniz Rona, Derya Sayın, Dilek Winchester, Dilşat Zulkadiroğlu, Eda Gecikmez, Elçin Ekinci, Emre Zeytinoğlu, Endam Acar, Ender Özkahraman, Erdağ Aksel, Erdal Duman, Erinç Seymen, Erkan Özgen, Erkin Gören, Esat Cavit Başak, Eşber Karayalçın, Evrim Özarslan, Extramücadele, Eyüp Öz, Fatih Pınar, Fatih Tan, Ferhat Özgür, Fikret Atay, Fulya Çetin, Gencer Yurttaş, Gülsün Karamustafa, Ha za vu zu / Hafriyat, Hakan Akçura, Hakan Gürsoytrak, Hale Tenger, Halil Altındere, Harald Naegeli, Harun Antakyalı, Helin Anahit, Huri Kiriş, İlhan Sayın, İnci Furni, İnsel İnal, İpek Duben, İrfan Önürmen, Itır Demir, Juan Botella Lucas, Kadir Çıtak, Kardelen Fincancı, Kemal Gökhan Gürses, Kemal Özen, Korkut Canpolat, Manuel Çıtak / Şebnem İşigüzel, Mehmet Ali Boran, Mehmet Çeper, Mehmet Fahracı, Mehtap Yücel, Memet Güreli, Mehmet Öğüt, Metin Üstündağ, Müge Akçakoca, Murat Akagündüz, Murat Başol, Murat Morova, Murat Tosyalı, Mürüvvet Türkyılmaz, Nalan Yırtmaç, Nancy Atakan, Nazım Ünal Yılmaz, Nazım Dikbaş, Neriman Polat, Nihan Çetinkaya, Nurcan Gündoğan, Oda Projesi, Orhan Cem Çetin, Özgür Erkök, Özlem Demirtaş, Özlem Gök, Rafet Arslan, Selçuk Fergökçe, Selda Asal, Selim Birsel, Şener Özmen, Şerif Kino, Serpil Odabaşı, Sevil Tunaboylu, Şaban Dayanan, Şevket Sönmez, Suat Öğüt, Süreyya Acar, Tan Cemal Genç, Tan Oral, Taner Güven, Tayfun Serttaş, Turgut Yüksel, Ümit Kıvanç, Vahit Tuna, Veysi Altay, Volkan Aslan, Yasemin Özcan Kaya, Yeşim Ağaoğlu, Yonca Saraçoğlu, Yücel Can, Zeren Göktan, Zeynep Özatalay, Zeyno Pekünlü

Katalog Yazarları:
Emre Zeytinoğlu, Erden Kosova, Eren Keskin, Fırat Arapoğlu, Mahmut Koyuncu, Murat Çelikkan, Nazan Üstündağ, Necmiye Alpay, Orhan Miroğlu, Öztürk Türkdoğan, Şebnem İşigüzel, Şebnep Korur Fincancı, Tanıl Bora, Ümit Kıvanç, Yıldırım Türker

29 Nisan 2010 Perşembe

Radikal Gazetesi


Cer'de Yaygara koptu

Yaygara sanat inisiyatifinin seçtiği eserler ‘Fasafiso’ adıyla sergilenecek.
27/04/2010 02:00
İSTANBUL - Ankara’nın çağdaş sanat mekanı Cer Modern, ikinci sergisini dün açtı. Nisan başında açılan, Ebru Özdemir koleksiyonundan derlenen + Sonsuz sergisi sürerken, Cer Modern, Ankaralı genç sanatçılara da ikinci salonunun açmış oldu. Sergiyi, Ankaralı bir sanat insiyatifi olan ‘Yaygara’ hazırladı. ‘Fasafiso’ adlı bu sergide, farklı kentlerden ve ülkelerden davet edilmiş sanatçıların çalışmaları var. Birkaç sene önce kurulan, çoğunluğu Hacettepeli gençlerden oluşan Yaygara, bu sürede iki sergi açmıştı. Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’ndeki ‘Şehir Deneyimleri’yle dikkat çeken insiyatif, daha sonra da Ankara Alman Kültür Merkezi’nde kendini gösterdi. Yerli yabancı bir grup‘Fasafiso’ adlı bu üçüncü sergilerinde video, fotoğraf, heykel, resim gibi farklı araçlarla üretilmiş işleri sergiliyorlar. ‘Fasafiso’yu, “Sürekli değişim karşısında yön algısını yitiren kitlelerin anlamsızlaşan değerlerine bir isim koymak” diye tanımlayan Yaygara grubunun sergisinde şu isimler var:

Melih Apa / Şevket Arık / Volkan Aslan/ Zoé Baraton - Maud Lemaitre - Sümbül Keçelioğlu / M. Ali Boran / Serkan Demir / Erdal Duman / Mustafa Duymaz / Refa Emrali / Fırat Engin / Juan Botella Lucas / Ferhat Özgür / Serkan Özkaya / Ben Rivers / Esra Sağlık / Matthias Schamp / Goran Skofic / Veysel Şayli / Roi Vaara / Erinç Ulusoy / Mehmet Ali Uysal / Ümmühan Yörük (Kültür Sanat)

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=993665&Date=29.04.2010&CategoryID=113

8 Mart 2010 Pazartesi

HAYAT SANSÜRSÜZ OLMALI, SANAT DA ÖYLE OLMALI

Outlet Bağımsız Sanat Mekanı, açılışının birinci yılı vesilesiyle 2009 Eylül ayında 2008/2009 Almanak‘ı yayınladı. Mekanın yaratıcısı Azra Tüzünoğlu ile Almanak’ta öne çıkan meseleler üzerine konuştuk. –İz Öztat
İ.Ö. Outlet’in yayın politikasıyla hem kendi tarihini kayda geçirdiğini, hem de Türkiye’de güncel sanat tarihinin yazımına, şekillenmesine katkıda bulunduğunu görüyoruz. Yaptığınız yayınlarla kimlere ulaştınız? Nasıl tepkiler aldınız? Oluşturduğunuz mirasın nasıl etkileri olacağını öngörüyorsunuz?
A.T. Yayınlar çokça kişiye ulaştı. Sadece belirli bir sanatsever kitleye değil, öğrencilere, konuya yeni ilgi duymaya başlayanlara da seslenen kitaplar oldu bunlar. Dersimiz güncel sanat kitabını, yaz başında çıkardığımız için sonbaharla birlikte eleştiriler duymaya başladık. Türkiye’de eleştiri duymak çok kolay değil. Hem neredeyse herkesin birbirini tanıdığı çokça dar bir alanda üretim yapıldığından, hem de bu alanda çalışan bağımsız eleştirmen eksikliğinden. Ancak kitaplarla ilgili fena eleştiriler almadığımızı söyleyebilirim. Bu yayınları sürekli ve çeşitli kılmak temel hedefimiz ve fakat etkilerinin nasıl olacağını zaman gösterecek. Bir yandan da biz zaten yapılması gerekeni yapıyoruz; etkisi, yankısı, meraklıların, takipçilerin, araştırmacıların işi olsun.
İ.Ö. Nasıl eleştiriler aldığınızdan kısaca bahseder misiniz?
A.T. Eleştiriler genel anlamda olumluydu. Üniversitelerin güzel sanatlar bölümlerinde müfredata alanlar bile olmuş. Benim için şaşırtıcı ama güzel bir gelişme. Öte tarafta tek kitapla dünyayı değiştirmek gibi kaygımız yok. Ama en başta bu kitapların, konuşmaların, karşılaşmaların devamlılığını yaratma zorunluluğu var. Kitap çıkarmak hem çok zaman, hem çok emek ve hem de yüksek bütçe gerektiren bir iş. Bu yüzden hayal ettiğimiz her kitabı çıkaramıyoruz. Kitaplarımıza gelen önemli eleştirilerden biri, kitapların siyah-beyaz olmasıydı. İkincisi de dilin Türkçe olması. Almanak’ı İngilizce-Türkçe çıkardık ama diğerleri için böyle bir zaman yaratamadık açıkçası.
İ.Ö. Birkaç sergiden sonra iyice görünür olan ve Almanak‘ta da birkaç kişinin dikkat çektiği merkez-çevre ilişkisini sorunsallaştırma ve Anadolu’dan gelenlerin kendilerine yer bulmasına olanak sağlamak gibi bir amacınız var. Anadolu’da üreten sanatçılarla nasıl diyaloğa geçiyorsunuz, ya da onlar size nasıl ulaşıyor? Outlet’in sağladığı görünürlük, hep İstanbul’a endeksli olduğu söylenen çevre üretimini sizce nasıl etkiliyor?
A.T. Aslına bakarsan benim sadece Anadolu orijinli olmak gibi aşırı bir çabam yok. Doğu- batı, merkez- periferi ayrımlarına gitmeden, sanatsal üretimin peşine düşmek ve paylaşmak derdindeyim; bu üretimin nereden geldiği benim için çok önemli değil. Biz geçen yıl Anadolu’dan ne kadar insanla çalıştıysak, bir o kadarı İstanbul’dan, kalanı da Türkiye dışındandı. Ancak sanırım İstanbul sanat çevresi için merkez-periferi hala ciddi bir ayrım ve bu ayrımı yapmayan bir galeriyle karşılaştığında insanların aklında en çok “bizden olmayan” diye gördükleri Anadolulu sanatçılar geliyor. Doğrusu bu ayrımlar benim hiç derdim olmadı, olmayacak da.
İstanbul’a endeksli olduğu söylenen çevre üretimi meselesine gelince… Bence böyle bir dönem vardı. Kabul edilir-edilmez, ya da sertçe eleştirilir ama bugün başka bir noktadayız. İletişim-erişim ağları artık merkez diye tanımlanan bir hat üzerinden geçmiyor. Artık her yer merkez, her yer ulaşılabilir. Dolayısıyla fazladan bir merkeze ihtiyaç yok.
Sanatçılarla nasıl diyaloğa geçiyorum? Çokça seyahat ediyorum, sergilerden haberdar olmaya, mümkünse bunların çoğunu görmeye çalışıyorum. Dahası üniversitelerdeki sanat bölümleriyle, çeşitli enstitü ve kurumlarla bağlantılarım var. En önemli işim atölyeleri ziyaret etmek. Ve artık internet gibi bir erişim kanalı, herkesin sitesi-blogu varken insanlara ulaşmak o kadar da zor değil. Kaldı ki çokça sanatçı Outlet’e geliyor, dosya gönderiyor. Sanatçılarla diyaloğa geçmek kolay ancak asıl mesele, bu diyaloğun ve ortak üretimin devamlı olması.
İ.Ö. Merkez-çevre tanımında 90’lardan bugüne bir dönüşüm olduğundan bahsettiniz. 90’larda çıkan işlerle bugünkü üretimi karşılaştırdığınızda ne görüyorsunuz? Birlikte çalıştığınız sanatçılarda nasıl bir değişim gözlemlediniz?
A.T. Bence en temel farklılık yerelden küresele doğru dönüşen bir dil farklılığı. Tüm sanatçılar için geçerli olmasa da genelde böyle bir farklılık göze çarpıyor. İstanbul’a veya Avrupa’ya odaklı üretim yapmamak buna bağlı olan ikinci farklılık. Üçüncüsü, ortak çalışma alışkanlıklar arasındaki farklılık. Bugün sanatçılar çok daha yalnız. Ortak üretim ve ortak bilgi paylaşımı oldukça azaldı. 90’larda grup, hatta milli takım diye tanımlanan sanatçılar, küratörsüz sanatçı sergileri varken bugün artık star sanatçılar, star küratörler var. Bu farklılıkları çoğaltmak mümkün ama benim çokça fark ettiğim, sanatçılarda anlatımcılık azalmaya başladı. Dünya bugün daha küçük bir yer ve coğrafya, politik durum, etnik meseleler konusunda insanlar biraz daha bilgililer. Sanatçının meseleleri nasıl yorumladığı, ona ne kattığı, ne gösterdiği çok daha önemli hale geldi, geliyor. Anlar önemli, deneyim önemli. Ayağını yerden kesecek, bildiğin şeyleri ters yüz edecek üretimler yapmak zor ancak zorunlu. Bir yandan da ticarileşme gibi ciddi bir tehlike de var. Bir galericinin bunu söylemesi tuhaf gelebilir ama sonuçta ticarileşme en çok sanatçının meselesi. Bugünlerde sıkça rastladığım bir tavır var: galeriye doğru satılabilir iş üretmek. Bence bu 90’larda güncel sanatçılar arasında değil de belki daha modernistlerde rastlanan bir şeydi. Doğrusu biz, koleksiyoner ne alır, duvarına ne asar diye düşünmekten öte, sanatçı ne yapıyor, neyi dert ediyor, çalışma bugüne nasıl oturuyor-cevap veriyor, neleri önceliyor ve bunları nasıl ifade ediyor ile ilgileniyoruz. Sanatçı, direkt hazır koleksiyonerleri düşünerek iş yapıyorsa burada ciddi bir problem vardır. Bir bakıyorsunuz, gencecik okuldan mezun olmak üzere olan bir sanatçı size işlerini getiriyor ve hiçbir deneysellik, hiçbir yorum, bakış farklılığı yok. Sadece duvar süslemeye yönelik işler. Ve bu tavrın giderek arttığı bir sanatçı grubu var. Doğrusu bu beni ciddi şekilde kaygılandırıyor.
İ.Ö. Bu devamlılık nasıl sağlanıyor? Sanatçılarla sürdürülebilir bir diyalog nasıl mümkün?
A.T. Sanatçılarla sürdürülebilir bir diyalog kurmak işin en zor kısmı bence. Her sanatçı kendi dünyasının kralı. Bu anlamda çalışmalara, bakış açısına getirdiğiniz en ufak eleştiri oldukça kırıcı olabiliyor. Bunu çoktan aşmış kişiler var pek tabii ama hala kendiyle işi arasına mesafe koyamayan sanatçılarla çalışmak, devam etmek çok güç. Fark ettim ki, aslında bu diyaloğun sürdürülmesinde herkesin bildiğinden fazlasını bilmiyorum. Tüm bu süreç doğal olarak işliyor ya da işlemiyor.
İ.Ö. Outlet’ten İstanbuldaki “bağımsız mekanlar”dan biri olarak bahsediliyor. “Bağımsızlık” içinde bulunduğumuz ortamda sizce nedir?
A.T. Bir kuruma ya da sermayaye bağlı olmadan, bu unsurların çıkarlarını göz etmeden hareket edebiliyor olmak bu ortamda bağımsızlık demek bence. Bizim çok sayıda sponsorumuz oldu, çoğu da hala devam ediyor. Ancak, hiçbir zaman bu kurumlar bizim sergi içeriklerimize, çıkardığımız kitaplara, davet ettiğimiz sanatçılara vs. karışmadılar. Birilerini düşünerek iş yapıyorsanız pek bağımsız olduğunuz söylenemez.
İ.Ö. “Eleştiri dozu yüksek işler” ve özellikle sivil-iktidar ilişkilerine odaklanan, militarizm eleştirisi içeren işler gösteriyorsunuz. Herhangi bir iş sansürlendi mi, beklediğinizden farklı tepki aldı mı? Oto-sansür söz konusu oluyor mu?
A.T. Sanatın doğası eleştiri. Eleştiriden kaçmak, sanatı evleri süsleyen birer nesneye indirmek olur. Bu da benim ilgimi çekseydi dekoratör olurdum. Hayatın içini açan, nefes alma alanları yaratan şeyleri seviyorum. Bu bazen sanattır, bazen birinin bir tavrı-davranışı, bazen de bambaşka bir şeydir. Her ne ise beni heyecanlandıran onu paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Sansür bugüne dek hiç gündemimize gelmedi. Sanırım pek çok kişi için oldukça radikal olabilecek işler gösteriyoruz ama sonuçta hayat bizim eşiğimizi yükseltiyor. Eğer bir gay, cinsel kimliğinden ötürü sokakta öldürülüyorsa, bizim galeride ölmüş bir adam fotoğrafı göstermemiz o kadar da sert değildir bence. Hayat sansürsüz, sanat da öyle olmalı.
İ.Ö. Sergiler nasıl şekilleniyor? Küratöryel sürecinizden bahseder misiniz?
A.T. Sergileri yaparken hazır bir reçetemiz yok. Bazen bir iş diğerini çağırıyor, sergi ortaya çıkıyor. Bazen bir kavramın peşine takılıp kuruyoruz sergiyi. Kişisel sergilerde ise, daha çok, Türkiye’de daha evvel sergilenmemiş, buralı izleyiciyle paylaşılması gereken işlere yer veriyoruz. Sanatçının zaten belli bir izleği olduğu için, kişisel sergiler doğal olarak bazı meselelerle birlikte doğuyor.
İ.Ö. “Acil Çıkış” sergisinde işlerini gördüğümüz Nilbar Güreş ve Nevin Aladağ’ın, “Kişilik Krizi” sergisinde karşılaştığımız Erkan Özgen’in yeni işlerini 11. İstanbul Bienali’nde gördük. Bunda Outlet’in bir rolü var mı?
A.T. Hem var hem yok. Saydığınız tüm sanatçılarla geçen yıl sergiler yaptık. Bienal küratörleri bu sergileri gördüler, sanatçıların diğer çalışmalarını da kendileriyle paylaştık, defalarca görüşüldü. Bizim sayemizde oldu desek fazla bir şey söylemiş oluruz. Bu sanatçılar zaten yıllardır bu işe emek veriyorlar. Ama hiçbir payımız yok desek de haksızlık olur. Biz elimizden geleni yaptık ama bu seçkide ne kadar rolümüz oldu doğrusu hesaplamak güç.
İ.Ö. Sanat eğitimine ve sanat öğrencileriyle ilişki içinde olmaya önem verdiğinizi biliyoruz. Yıldız Teknik Üniversitesi’nin hiç demokratik olmayan bir şekilde Davutpaşa kampüsüne taşınmaya zorlanması konusunda ne düşünüyorsunuz?
A.T. Epey sakat bir durum ancak şaşırmadım. Yakın zamanda biz de bu yeni kurmakta olduğumuz mahalleden taşınmak zorunda kalacağız gibi bir his var içimde. Sonuçta İstanbul günden güne farklı sermayelerin çekim merkezi bir yer olmaya doğru gidiyor. Galataport kapımızda. Fındıklı’daki Mimar Sinan da, biz Tophane’deki galeriler de hepimiz kendi mahallemizde konuk gibiyiz. Yarın, oteller, barlar, alışveriş merkezleri olacak bu mekanların ön hazırlığını yapıyoruz. Meselenin bir ayağı bu hızlı kapital akışı ve mutenalaşmaya bağlanabilir, bir diğer ayağı ise, zaten çok da memleket gündeminde olmayan bu sanat eğitiminin başka bir yerde sürdürülebileceği fikridir. Sanat, memlekette hep bir fazla, zaman kaybı dahası boş zaman işi olarak görüldüğünden, bu boş işle uğraşanlar başka bir yerde de bu yaptıklarını sürdürebilirler diye düşünülmüş olabilir. Bu Davutpaşa kampüsünün iyi tarafı da var. Sanatla uğraşacak bu genç insanlara hayatın farklı köşelerini gösterme ihtimali bana enteresan geliyor. Kot fabrikaları, otomobil tamircileri vs. arasından geçip, Hans Ulrich Obrist okumak insana derinlikli bir perspektif de kazandırabilir.

19 Ekim 2009 Pazartesi

24 Eylül 2009 Perşembe

OUTLET\\Telaşa Mahal Yok 2009


26 Mayıs 2009 Salı

Telaşa Mahal Yok//No Room for Panic
Geçtiğimiz Ekim ayından itibaren düzenlediği sergilerle İstanbul güncel sanat ortamına taze bir soluk getiren Outlet//İhraç Fazlası Sanat’ın sezon sonu sergisi “Telaşa Mahal Yok//No Room for Panic” 29 Mayıs’ta açılıyor.Ayşe Topçuoğulları (İzmir), Bengü Karaduman(İstanbul), Berat Işık(Diyarbakır), Ceren Oykut(İstanbul), Evrensel Belgin(İstanbul) ve Mehmet Ali Boran(Mardin)’ın militarizmi ve gölgesinde yaşanan hayatları gün yüzüne çıkaran çalışmaları bir araya geliyor.Mekanın alt katında yer alan Outlet Proje Odası’nda ise, Mustafa Kunt’un “Zonk Zonk” isimli enstalasyonu ve Özlem Günyol’un çalışmaya paralel tasarladığı t-shirt tasarımları görülebilecek.Ayşe Topçuoğulları bu topraklarda halen erkeklik kurgusunun ana kaynağı olan askerlik deneyimlerini fotoğraf karelerinden yola çıkarak aktarırken; Berat Işık kışkırtıcı müziğe uygun adımlarla yürüyen Kırmızılı Kadınıyla, klişe canlı bomba figürlerine sinematografik bir ironiyle yaklaşıyor. Marilyn Monroe’nun “Bazıları Sıcak Sever” filminin unutulmaz karesi, “You’re my Angel” şarkısıyla yeniden kurgulanıyor. Bengü Karaduman, karşılıklılık üzerinden kurguladığı ikili kağıt işleriyle, meseleye kişisellik katarken, Ceren Oykut, kalabalıkların ve akışın içinden seçip aldığı meseleleri yakınlaştırıyor. Militarizmin koyu gölgesi en “beklenmedik” anlarda sivil hayata sızıyor. Mehmet Ali Boran kahvehanede oturan gençleri kaynağı belirsiz bir sinyalle hazır ola geçiriyor. Başka bir kahvehanede ise üstünün aranması normalleşmiş gibi.. Evrensel Belgin’in huzur dolu bir manzaranın üzerine yerleştirdiği F16 siluetleri, ilk bakışta farkedilmese de izleyiciyi ürpertiyor.Outlet Proje Alanı’nın konukları Özlem Günyol ve Mustafa Kunt enstalasyonlarıyla ezber bozuyorlar. “Zonk Zonk” isimli çalışmada kendinden geçmişçesine dans eden gençlerin görüntüleri duvar üzerindeki gölgelerle çakışıyor; üst üste binen görüntüler arası geçiş, farklılıkları bulanıklaştırıyor. Duvardaki siluetlerin gazete haberlerinden kesilmiş savaş mağdurlarına mı videoda dans eden gençlere mi ait olduğu belirsizleşirken yaşamın bağdaşamayacak iki tarafının farklı sebeplerle aldıkları benzer bedensel şekilleri somutlaşıyor. “Zonk Zonk” kültürel deneyimlerin görüntüleri kavrayışımız üzerindeki etkisini görünür kılıyor. Paralelinde tasarlanan tshirtler ise, gündelik hayata karışıyor..“Telaşa Mahal Yok” sergisi 29 Mayıs’tan 4 Temmuz’a dek Salı’dan Cumartesi’ye 10.00-18.30 saatleri arasında görülebilir. (Tel: 0212 245 55 05)No Room for Panic Outlet Independent Art Space, having brought a new breath to the contemporary art world of Istanbul, presents the season’s last exhibition ‘No Room for Panic’ on the 29th of May.Ayşe Topçuoğulları (İzmir), Bengü Karaduman (İstanbul), Berat Işık(Diyarbakır), Ceren Oykut(İstanbul), Evrensel Belgin(İstanbul) and Mehmet Ali Boran(Mardin) come together in this show to reveal life worlds affected by militarism.It is also possible to see Mustafa Kunt’s installation ‘Zonk Zonk’ and Ozlem Gunyol’s tee shirt designs inspired from Kunt’s work downstairs, in the Outlet Project Room.Ayşe Topçuoğulları tells us the story of ‘fictive manhood’ still being constructed through the experience of military service, while Berat Işık depicts with a cinematographic irony his ‘Woman in Red’, who walks rhythmically to suggestive tunes in his approach to living bombs. An iconic frame from Marilyn Monroe’s film Some Like It Hot is being re-edited with the song ‘You are my Angel’. While Bengu Karaduman brings a personal inclination to the issue of mutuality with her double-paper works, Ceren Oykut magnifies the incidents that she picked up from within the crowd. Out of the blue, the spectre of militarism slips into civil life. Mehmet Ali Boran makes youngsters sitting in coffeehouses come to attention with an undefined cue. In another coffeehouse it appears natural to be frisked… And Evrensel Bilgin’s installation of images of F16’s on to a peaceful landscape leaves a chilling impression on the viewer.The guests of the Outlet Project Room, Ozlem Gunyol and Mustafa Kunt, break the conventions with their singular installations. Intertwining images of dancing youngsters meet up with shadows on the wall in such a way that the boundaries become blurred by their juxtaposition. While the images confuse the audience because of their indefinable origin – are these tormented victims of warfare or just dancing youngsters? - two antithetical sides of life now merge into similar and abstract silhouettes. ‘Zonk Zonk’ emphasizes the effect of our cultural experience on our conceptualization of images. The tee shirts that were designed in correspondence to the installation carry these images into daily life.No Room For Panic will be open from the 29th of May till the 4th of July.

Aç Bacaklarını 2009